ayıklığın ayrı ton ları




varoluşun ince temalaşımlarının yokluğunu hissederken
alabileceğim kadar yükü
ve alamayacağım kadar geçmiş kadınları
çıkardım hayatımdan
gecenin tam da geçkin bu saatin de
kıçımın gazı bırakışıyla beraber

elde edebilinecek ve yapılabilecek ne varsa
jazz ın ve empatinin kuramadığı
ve benim
ve benim gibilerin anlamlandıramadığı
yaşam diyen adına
ve yaşamın neresin de
ne de kıyısın da
varoluşunu sorgulayan insanlara anlatacak
neyim vardı ki
ben den başka

Ki ben manson un dediği gibi
en fazla karşıdan bakınca gördüğüm kendimdim
bu hayatta

ve yokluk hissi öyle kavurmaya başladı ki bu taRİHLİ TARİHLİKSİZLERİ
DURUM NE JACK LONDONUN HİKÂYELERİ GİBİ ÜTOPİK NEDE
BUKOWSKİ GİBİ sARHOŞ OLDU

AYIKLIĞIN AYRI TON LARINI YAŞARKEN..


ütopik varoluşumuzun geçkin kanallarının artıklarını bırakırken
bir piton edasıyla süzüldüğümüz bu yüzsüz sokaklar

ne bizi var edebilir
ne de yokluğumuzu silip atabilirdi bu aynalı kaldırımlardan
bu düşüncelerden mütevellit yalnızlığın hissi
bir puro kokusuyla geçiverdi üstümden
kalbimi yatırdığım geçkin viskilere inatla

ve hayat
olup olabileceği her yerde akarken önümden
arınma isteği doğar
onun içindir
dışarıdan gelişlerimizde el yıkamalar duş almalar
susal arınmalar

Arınmak neye ve niye karşı

zaten kötü kirlenmişiz zor zar bu saate kadar
bundan sonra arınmak uzun sürer
.
.

Hiç yorum yok: